21 Kasım 2014

gerçek

Gerçekten korkar mısınız? Hani olur da “bilmeyeydim daha iyiydi, keşke söylemeseydin” dediğiniz oldu mu hiç? Veya der misiniz sık sık? Ben bilmemekten korkarım. Gerçekliğin –felaketle bile gelse- eninde sonunda büyüttüğünü öğrendim. Dünya üstünde 32. senem sürüyor. Zaman bana gösterdi ki, en sevdiğim dostlarım bana en dobra olanlar oldu. Kıskanıyorsa kıskandığını söyleyen, bana kızıyorsa kızdığını, seviyorsa sevdiğini, mızmızlanmamdan nefret ettiğini söyleyenler… Onlara sorsanız, “İpek’in de her işi zor be” derler kuvvetle muhtemel. Çünkü aslında dostluğumuzun gidişatını benim hayatıma projekte ediyorlardır –hayatım birçok insanınkine göre kolay ilerlemiştir-fakat dostluklarım hep zorlayıcı olmuştur çünkü sanırım pek kimse gerçekleri sevmiyor. Zona da olmuştum küçükken bu yüzden. Orta sondayım, o zamanın orta üçü. Bütün lise tayfam metalci gençlerle takılmaya başlamış. Içkiler sarma sigaralar gırla gidiyor, yaş 15-16. Bulutsuzluk Özlemi’ne Fikret Kızılok’a olan sevgim aşağılanıyor “dost”larım tarafından; “İpek Türkçe rock seviyor” diyorlar. Ben de onlara diyorum ki, “ya sizin bu insanlarla ne işiniz olur, onlar okumuyorlar ki, kendilerinden olmayanı aşağılayan sığ insanlar bunlar, bırakın, gelin yapmayın”… Veya demiyorum. Susuyorum. Okul çıkışı Kadıköy’de vakit geçirmeden eve gelip televizyon seyretmeye başlıyorum. Zamanla tavandaki ışık gözlerime batmaya başlıyor. Zonanın kuluçkası da ne uzun sürüyormuş arkadaş. Aylar alıyor, başlaması alevlenmesi, iyileşmesi (Şimdi sevgilim o yaşlarda çektiğim bu acıları çok sevimli buluyor, demek ki yaşanması gerekiyormuş diyorum).

Yaş ilerleyince o susma yerini başka davranışlara bıraktı. Sanırım tek değişmeyen şey, uzanıp yatmam depresif dönemlerde, annemden yadigar. Çocuğum obez olmasın diye spor yapan bir ebeveyn olmalıyım. Veya doğurmasam daha kolay olur. Şimdi depresif dönemlerdeki hareketsizliğim kilo artışı ve sırt ağrılarına sebep oluyor. Harekete geçmemse şöyle oluyor: Sırtımın yerimde duramayacağım kadar çok ağrıması. Yenilik bu kadar mı kaygılandırıcı? Bir adım, bir adım daha. Zor mu? Zor. Bırak ya, bana yenilik hiç koymaz, iç çatışması da neymiş diyenlere bir çift lafım var. Öncelikle hadi lan. Akşam iş çıkışı, neden o nefret ettiğin ofisten bir saatte çıkamıyorsun sence? Veya neden tatil öncesi işteki o son cuma akşamı ofisten ayrılamıyorsun? Neden her dönem yeni bir dersin ilk bir iki haftasında mutlaka bir dersi hasta olup kaçırıyorsun veya dönem sonu son ders pek de bir tatlı geliyor hani o sevmediğin hocanın? Bilinçdışı sandığın gibi dil sürçmeleriyle rüyalarla açığa çıkan bir şey değil dostum ve yenilik de bitirmek de kolay değil. Din değil, "alışkanlık" toplumların afyonu bence. 

Bilmemekten korkmamın sebebi bu. Bilmeyen insan, başlangıçları ve bitişleri kontrol edemez. Bilirsem ona göre itinayla analiz eder, alternatifler üretirim. Çok rasyonel bir varlığım ya ondan. Yok lan, sonra yine ne hissediyorsam onu yaparım kesin, mantıklı analiz filan hikaye. Terapi de böyle bir şey diyorum gelenlere; inanmıyorlar. Mantıksal analizler diyorum albayım, bazı anlamlara gelmiyorlar. En işlemeyen terapi tekniği, avantaj-dezavantaj analizi, artılar eksiler… Gidip on milyon tane eksisi olan seçeneği yapacaktın da niye saatine 200 lira verdin diye sorarlar adama. Ya da kadına. Cinsiyet ayrımcılığına karşıyım. Danışan da demiycem artık. Hastadan danışana geçmem 5 yıl aldı. Şimdi danışandan “kişi”ye geçmem 5 yıl alacak mı? Dadadadan! Almaz sanmam. Değişimlerim ivme kazandı. Yazılaruzunoluncailgiçekiciolmuyormuş. Çokdafifi.