Anneannemi ben 7 yaşındayken kaybettik. Hatırladığım kadarıyla çok oturaklı, uzun boylu, mavi gözlü ve her zaman topuz yaptığı upuzun pamuk gibi saçları olan bir kadındı. Kızkardeşiyse kısa boylu, şişmanca ve neşeli, cıvıl cıvıl bir kadınmış. Malesef kız kardeşini hiç tanıyamadım, ben doğduğumda ölmüştü. İşte bu kızkardeşler beraber pek bir gezerlermiş. Havalar ısındı mı aileden kimse gelmese bile ikisi boğaz vapuruna atlar pikniklere giderlermiş. Hatta bir keresinde yanlış vapura binmişler ve kaptana çıkıp bunu söylemişler. Kaptan yolda giderken onların binmek istediği vapura yanaşmış da onlar da istedikleri vapura geçmişler filan. Geçen yazımda bahsettiğim "gör gö.üm yolları, iç soğuk suları" bu kızkardeşlerden bana kalmış bir deyiştir. Tamamen katıldığım bu cümle şu manaya geliyor, eğer gezmeye çıkıldıysa ve gidilen yerden bir şey yemeden dönülürse, ne anladım ben o gezmeden... Deniz kenarında bir yere gidiyorsam balık, dağa çıkıyorsam mangal, Yalova'ya gitmişsem hinkal mantı, Bebek sahilinde yürüyeceksem wafel, Rumelihisarı'na gidiyorsam kahvaltı şarttır, yoksa oralara gitmişim gitmemişim kaç yazar. Sonuçta her yerin kendine özgü yemekleri var (Başka bir yazıda Türkbükü gibi abidik yerlerde deniz kenarında güneşlenirken lahmacun ve kebap yiyenler hakkındaki analizlerimi vermeyi planlıyorum).
Geçenlerde Suadiye sahildeki Tavacı Recep Usta'ya doğru yılda bir kez gitmenin verdiği hevesle yürürken bir de baktık ki Suadiye şubesi kapanmış, yerine Cercis Murat Konağı açılmış. Burası Mardin mutfağı sunan bir restoran. Geçen ay İstanbul Life'ta okumuştum da "nasıl oldu da hiç görmedim Suadiye'de" demiştim. Meğerse biricik tavacımızın yerine açılmış burası. Napalım biz de dergiye olan güvenimizden ve hayalkırıklığı yaşayıp dönmeyi kendimize yediremediğimizden girdik. İyi ki de girmişiz çünkü Mardin'e gitmeden oraya özgü, hayatımda adını duymadığım ve tatmadığım lezzetleri tatmış oldum. Acayip güleryüzlü elemanlar ve bitmek bilmeyen ikramlar eşliğinde Recep Usta'ya ihanet etmiş gibi hissettim ama çok güzeldi.
Soldaki fotoğrafta gördüğünüz ekmeklerin üstteki beyaz olanı anasonlu, alttaki koyu renklisiyse tarçınlı ve çok güzeldi. Anasonun çok faydalı bir bitki olduğunu da unutmamak lazım.
Menüden önerilerimin ilki 2 ya da 4 kişi için olan onluk ya da yirmilik meze tabakları. Aşağıda gördüğünüz onluk olanı çok başarılıydı. Ufak ufak uzun saplı kaşıklarda yapılan sunumu da çok hoş. Garson bunların isimlerini tek tek açıkladı, içlerinde neler var anlattı fakat ben kulağa Arapça gibi gelen isimlerini unuttum tabi ki.
Hatırladığım kadarıyla ortadaki yoğurt, yanlardakiler de yoğurtlu bulgur köftesi, acılı ezme, soslu kırık zeytin, nar ekşili patlıcan salatası, humus, mardin'e özgü (soyaya benzeyen) bir fasulye salatası, kısır vb. mezeler. Bence oraya gidilip sırf ekmekleri ile bu meze tabağı yenilebilir.
Sonrasında sıcak olarak tava ya da kaburga önerilebilir. Bunların dışında yöreye özgü kebaplar da vardı menüde. Tava denen şey kuşbaşı koyun etinin domates ve biberin suyu ile ağır ateşte saç tava üstünde pişirilmesi ile oluyor. Yani kavurma değil ve hiç yağlı da değil. Güveç gibi sağlıklı bir yemek.
Tatlı olaraksa şefimiz sıfır kalori olduğunu iddia ettiği kahiye adlı katmere benzeyen tatlıyı önerdi. Bu sıfır kalori meselesini birkaç başka garson da espriyle karışık vurgulayınca insan kaç milyon kalorilik bir tatlı geleceğinden
endişeleniyor tabi. Gelen şey katmerin içine yer yer peynir eklenmiş haliydi. Bu hafta Yemekteyiz Mardin ekibinde de birisi bundan yaptı. Künefe ile katmer arası bir şey dersem siz anlayın artık.
Yemekten sonra zencefilli naneli limonata (1 shot) ikramının üstüne Türk kahvemizi de içip sahilde bir saatlik tempolu yürüyüş maratonumuza başladık. Ne kadar yürüsek de yediklerimizi yakamayacağımızı bilen iki sağlık manyağı başak burcu insanı olarak "yılda bir yapıyoruz canım amaaan" diyerekten gönlümüzü ferah tuttuk.

www.cercismurat.com