2 Ağustos 2014

back to the future hıhım

yazmadan olmuyor. konuşmak yetmiyor. eskiden aşık olmakla ilgili sanardım ama değilmiş. yani aşık olunca insanın yazma isteğinin azaldığını, her şeyi artık sevgilisine anlattığını vs. ama değilmiş evet. içimde olup bitenler, dönen cümleler, tüm hızıyla devam ediyor. bunun mutluluk veya mutsuzlukla alakası yokmuş demek, beynim böyle işliyormuş. onu böyle kabul ettim. o yüzden çok afilli, adımsoyadım.com şeklindeki web siteme artık mesleki hedeleri yazıp burada içerde hızla dönen birtakım düşünceleri ifşa etmeye devam edebilirim.

bugün sabah, sanırım içtiğim kahveye koyduğum ve 6-7 gündür açık duran günlük sütten hafif zehirlendim. günümün büyük bir kısmı karın ağrısıyla geçti. evde yalnızdım ve çalışmam gerekiyordu. eskiden olsa ne yapardım? halime ağlardım. net. bugün nasıl da hastayım ve hiç çalışamıyorum diye ağlardım :) çok tatlı. şimdi 31 yaşımı doldurmama az bir zaman kalmışken ne yaptım? gittim bir çay demledim yav ne yapayım. sonra da yattım discovery science izledim. çay çok iyi geldi. demli bir siyah çayın iyi gelmeyeceği bir hastalık yok gibi geliyor bana.

30lu yaşlarda olmak nekselmiş. mesela geçen bir büyük ada'ya gittik. haziran başıydı sanırım. eskiden hep adalara gittiğim günler haşlanırdım. akşam kıpkırmızı olurdum güneşten. şimdiyse 50 faktörlü kremimi sürdüm, yanıma aldım. bir de askılı tişört üstüne incecik bir gömlek giydim ki çok yanmayayım ama terletmesin de. ve beklediğim gibi oldu. mükemmel bir kıyafet seçimi yapmışım. yılların deneyimi tabii. kızarmadım da, gölgede gömleği de çıkardım filan püfür püfür oh.

20li yaşlarda doktora yalnız gitmek bile üzücü gelirdi. hele ki acil srviste yalnız olmak... dehşet! sonra rüyamda kimsesiz -yazıldığı anlamıyla kimsesiz- kaldığım ve şempanze evlat edindiğim rüyalar görürdüm. şimdiyse gidip çay demliyorum işte, doktora da gitmiyorum artık öyle sık.

30lu yaşlarda şu erteleme ve hayatın getirdiği büyük yenilik/güzelliklerden korkmama üzerinde çalışmayı düşünüyorum. 40lı yaşlarda yine burada yazarım belki bir gün bunun hakkında. susan miller ablamız bir gün yazmıştı, sabah kalkıyor kahvaltı edip kahvesini alıp işe başlıyormuş evde. yani aylık burç analizlerini yazmaya. aynı şekilde orhan pamuk bir röportajında, yazmanın bir iş olduğunu, her gün 20-30 sayfa yazdığını söylemişti -zaten sevmezdim, iyice nefret ettim tabii-. ayşe kulin yine öyle bir şeyler yumurtlamıştı. halbuki koskoca terim var: "writer's block". yazarlar da tıkanabilir, erteleyebilir. şairler bir kelime üzerine günlerce düşünebiliyor da, düz yazı yazanlar niye düşünemesin? onlar insan değil mi?


p.s. 30 lu yaşlarda, bir de seansta daha az konuşmayı öğren. net ol, kafaları karıştırma. sonra uyduruyorlar işte, anana küs, babana küfret, eltini bıçakla demiştiniz filan diye. şok olupdurum: ben mi dediiim ben miii?