25 Aralık 2010

"bir yaşantıyı tam bitirmeli. hiçbir iz kalmamalı ondan. yeni yaşantılar için. bunu önceden bilseydim, yaşantı milyarderi olmuştum. ha-ha."

Oğuz Atay  - Tehlikeli Oyunlar

unutmak hakkında bilişsel psikologların iki teorisi vardır, ikisi de deneylerle desteklendiği için halen geçerlidir. yani birbirlerini çürütememişlerdir. unutmak, bir bilginin beyinden tamamen silinmesi de olabilir, o bilgiye giden yolların silinmesi de. ilk teoriye göre (bilginin silinmesi) unutmak kalıcıdır, geri dönüşü yoktur. ikincideyse (bilgiye giden yolların silinmesi), hatırlamak mümkündür ve bilgiyi sık sık akla getirerek yapılır. çok değer verdiğim ve bunları öğreten hocam, Umur Talaslı, en iyi unutma şeklinin, eski bilgiye giden yolları silikleştirmek için, silinmesi istenen şeyi bilinçli olarak akla getirmemek ve yeni, daha baskın bilgiler edinmek olduğunu anlatmıştı. eternal sunshine of the spotless mind kafası.

21 Kasım 2010

gerçekliğe övgü

"Why, if it was an illusion, not praise the catastrophe, whatever it was, that destroyed illusion and put truth in it's place?"  
- Virginia Woolf, A Room of One's Own

gerçekliğe ve gerçekliği getiren felakete övgülerim...

20 Kasım 2010

sıradan şeyler

Le Guin, Öteki Rüzgar - Yerdeniz V, (122-123)

"Gont'taydın. Kocam Çevik Atmaca'yla. Nasıl? Kendine bakıyor muydu?"
"Evet" dedi Kızılağaç. Daha açıklayıcı bir cevap vermeye çalıştı. "Tanıdığım en iyi ev sahibiydi."
"Bunu duyduğuma sevindim" dedi kadın. "Onun için endişeleniyorum. Eve en az benim kadar iyi bakıyor ama yine de onu yalnız bırakmak hoşuma gitmedi... Sen oradayken neler yaptığını anlatır mısın bana rica etsem?"
Kızılağaç, Tenar'a, Çevik Atmaca'nın erikleri toplayarak satmaya götürdüğünü, birlikte çiti tamir ettiklerini, Çevik Atmaca'nın ona uyuması için yardım ettiğini anlattı.

Tenar dikkatle dinledi, ciddiyetle sanki bu ufak tefek meseleler en az, üç gün önce burada konuştukları o garip olaylar -canlı bir adamı çağıran ölüler, ejderhaya dönüşen bir kız, batıdaki adaları ateşe veren ejderhalar- kadar önemliymiş gibi.
Aslında gerçekten de hangisinin önemli olduğunu bilemiyordu, o büyük garip şeylerin mi yoksa küçük sıradan şeylerin mi.

"Keşke eve gidebilseydim", dedi kadın.

11 Kasım 2010

ben biraz daha uyumayıp sızlanacağım

When Harry met Sally'den bir sahne...


(İkisi de kendi evlerinde yataklarında aynı tv kanalında Casablanca'yı izleyip 
birbirleriyle telefonda konuşuyorlar)
 
Harry: Ooo, Ingrid Bergman, now she's low maintenance.
 
Sally: Low maintenance?
 
Harry: There are two kinds of women.  High maintenance and low maintenance.
 
Sally: And Ingrid Bergman is low maintenance?
 
Harry: In LM, definitely.
 
Sally: Which one am I?
 
Harry: You're the worst kind.  You're high maintenance but you think you're
low maintenance.
 
Sally: I don't see that.
 
Harry: You don't see that?  Waiter, I'll begin with a house salad, but I don't
want the regular dressing.  I'll have the Balsamic vinegar and oil, but on
the side.  And then the Salmon with the mustard sauce, but I want the mustard
sauce, on the side.  On the side is a very big thing for you.
 
Sally: Well I just want it the way I want it.
 
Harry: I know.  High maintenance.
 
(Casablanca ends with "I think this is the beginning of a beautiful
friendship.")
 
Harry: Mmm, best last line of a movie ever.
 
Sally: Hmm....
 
Harry: I'm definitely coming down with something.  Probably a twenty four hour
tumour they're going around.
 
Sally: You don't have a tumour.
 
Harry: How do you know?
 
Sally: If you're so worried go see a doctor.
 
Harry: No, he'll just tell me it's nothing.
 
Sally: Will you be able to sleep?
 
Harry: If not I'll be OK.
 
Sally: What will you do?
 
Harry: I'll stay up moan.  May be I should practice now.  (moans....)
 
Sally: Goodnight Harry.
 
Harry: Goodnight.
 
(Both hang up the phone)
(Sally's light is out)
(Harry keeps moaning... and eventually lights out)

3 Şubat 2010

kaçış edebiyatı - I (ged)

... "Cadı, oğlandan annesinin ona bir bebekken vermiş olduğu Duny ismini geri aldı. Çocuk isimsiz ve çıplak olarak yüksek uçurumların dibinden fışkıran Ar'ın soğuk kaynaklarına girdi. O suya girerken, güneşin önünden su bulutları geçti ve gölcükte çocuğun etrafındaki suların üzerinde büyük gölgeler kayıp oynaştı. Çocuk bu canlı ve çivi gibi suda, soğuktan titrese de, davranması gerektiği gibi, yavaşça ve dimdik yürüyerek karşı kıyıya geçti. Kıyıya gelince, kendisini beklemekte olan Ogion elini uzattı ve oğlanı kolundan kavrayarak ona gerçek ismini fısıldadı: Ged".

Alıntıyı yaptığım "Yerdeniz Büyücüsü" nün yazarı Ursula Le Guin kitabı için şöyle demiş: "Sanırım Yerdeniz Büyücüsü'nün en çocuksu yanı konusu: Büyümek. Büyümek, benim yıllarımı alan bir süreç oldu, bu süreci otuzbir yaşımda tamamladım - ne kadar tamamlanabilirse; o yüzden de çok önemsiyorum. Çoğu genç de önemser. Ne de olsa esas işleri budur: Büyümek".

bu sıralar okumam için biçilmiş bir kaftana rastladığımı hissediyorum. tüm ertelemelerim yanımdalar. son güne bırakılan işler, sunum hazırlamalar, edilecek telefonlar, görüşülecek kişiler.... ve aslında "ne"yi ertelediğimi sorgulamaya başlamışken "büyümek"ten bahseden bir yazar. hem de tam istediğim gibi kutsal beyaz çiçekler, çağrılınca gelen kuşlar, tılsımlarla görünmez kılınan köylerle dolu bir kitapta. okuyanda direnç/savunma geliştirmemesi açısından da bu kadar zor bir konudan bahsederken ne kadar çok metafor, ne kadar çok dolaylı anlatım, o kadar iyi...