6 Aralık 2009

emoticons

İnternette kullandığımız yüz ifadelerinin yerine geçen emoticonların evrensel olduğunu sanıyordum ama yanılıyormuşum. Mesela Japonya'da kadınların gülerken dişlerini göstermeleri ayıp olduğu için bizim kullandığımız smileyler orada geçerli değilmiş. Kadınlar (^.^) şeklinde, erkeklerse (^_^) şeklinde gülüyormuş.

Diğer bizim kullanmadığımız emoticonlarıysa (^ ^ ;) zor durumda kalmak/soğuk ter dökmek; (^ o ^) çok mutlu olmak gibiymiş. Çok şirinler bence.

Tek kaş sorununu da ^^ şeklinde ifade edebilirlermiş ama onlarda tüy sorunu yok biliyorsunuz ^.^

20 Ağustos 2009

Mor


"Safran Sarı" dan sonra İnci Aral'ın okuduğum ikinci kitabı. Tatilde kafamı dağıtacak bir kitap olur diye başladım ama bir kitap bu kadar mı depresif olur?.. Safran Sarı'dan farklı bir argümanı yok. Kadın-erkek ilişkileri, tükenmişlikler, paranın yozlaştırdığı hayatlar vb. Bir de herkesin önerdiği Ölü Erkek Kuşlar'ı okuyup İnci Aral okumalarıma bir nokta koymayı planlıyorum.

27 Temmuz 2009

Hoş

Romanlardaki kadınlar ne kadar güzel, çirkin, kaba, şişman, namussuz, masum, odun gibi sıska, kart, iki yüzlü vb. iyi-kötü her türlü sıfatla tarif edilseler bile eninde sonunda hep "hoş"turlar.

Dostoyevski romanlarındaki fakir, bakımsız, kirli, üstünde bebek kusmuklarıyla dolaşan ve elleri kömürlü ev kadınları bile "hoş" tur, bir çekiciliği vardır ya da zengin, -20 derecede mem.eleri açıkta dolaşmaktan hastalıklı, ölü gibi beyaz, zayıf, makyajlı ama siliktirler ve hep "hoş"turlar. Rusça'daki bu kelimenin karşılığını merak ediyorum.

Yaşar Kemal'in romanlarındaki kaba saba, şişman, güneşten derisi kapkara olmuş, köylülerin çoğunun çirkin diye nitelediği köylü kızın bile kara gözlerindeki ışıltı güzeldir ve kız "hoş"tur.

İnci Aral'ın romanlarında zengin, koca parası yiyen ya da boşanmış ve hayatında bir boşluğa düşmüş kadınlar, zayıf, pörsümüş derili, boş kafalı kadınlar kadar genç, akıllı, kafası karışık, orospu olmaya meyilli, henüz saf ve fakir olduğundan bakımsız kalmış kızlar da çirkindir ama "hoş"tur.

Marquez'in romanlarındaki Güney Amerikalı on yüz bin milyon tane kadın, 30 çocuk doğurmuş olsalar bile, kocaları onları aldatsa bile, nemden eser olmayan yollarda topaklar halinde dönen çalılar kadar kurumuş olsalar bile "hoş"turlar.

Bu kadınlara karşı bir kibarlık olsun diye yazılmıyorsa belki de onları hoş kılan şey sadece kadın olmalarıdır. İnsan ne de olsa anlayamadığı şeylere* %50 "hoş" deme şansına sahip.


*Terminator'daki robot Cameron'ın dediği gibi "girls are complicated".
John
: When you talk to people, don't stand so close. (İnsanlarla konuşurken o kadar yakın durma - dibinde durup mal gibi gözünün içine baktığın için kız korktu demek istiyor-)
Cameron: I was assessing her threat level. (Onun tehdit seviyesini ölçüyordum)
John: Well? Am I safe? (Peki? Güvende miyim?)
Cameron: I don't know. Girls are complicated. (Bilmiyorum, kızlar zor/karmaşık).

26 Temmuz 2009

Bodrum

Bodrum Kalesi'nden



                                                          Unutulmayacak bir Yalıkavak sofrası,
                                                          başrolde balık çorbası, salata ve kalamar

18 Temmuz 2009

Zıtlar, benzerler...

Aşk teorilerinde oldum bittim tartışma konusu olmuştur: Zıtlar mı, benzerler mi daha iyi anlaşır? Aşkları hangilerinin daha uzun sürer?

Bizim apartmanda oturan benim elimden biraz büyükçe bir köpek olan Gaya'ya arka sokakta oturan Sivas Kangalı aşık oldu. Kangal, bütün gün bizim kapının önünde yatarak (zaten doğuştan kendisinde var olan) Küçük Emrah Bakışları atıyor ve minik aşkının dışarı çıkmasını bekliyor. Gaya'yı ise dolaştırmaya kucakta ve koşaraktan (kangaldan kaçarak) zor çıkarıyorlar.



Sosyal psikoloji teorileri der ki zıtlar daha çok  çekebilir ama biliyoruz ki zıtların evlilikleri daha kısa sürüyor. Benzerlerin evlilikleri ise daha uzun sürüyor. Bir de önemli nokta, insanların ilk evliliklerinde daha çok zıtlarını, ikinci evliliklerinde ise daha çok benzerlerini tercih ettiklerinin bulunmuş olması.

Tabii ki zıtlığın da uyumun, benzerliğin de hep dozu önemli ve öyle bir kontrol listesi filan da mümkün değil, konu insan olunca...

12 Haziran 2009

Zizek Röportajı

Guardian gazaetesinin Zizek ile yaptığı röportajdan birkaç soru-cevap:

sizi ne depresif yapar?
aptal insanların mutlu olduğunu görmek.

dış görünüşünüzle ilgili en sevmediğiniz şey?
gerçekten olduğum gibi görünmem.

en itici alışkanlığınız?
konuşurken yaptığım aptalca fazla el hareketlerim.

aşk nasıl bir duygu?
bir talihsizlik, canavarca bir parazit, bütün küçük zevkleri mahveden geçici bir alarm durumu.

yaptığınız en kötü iş?
Öğretmek. öğrencilerden nefret ediyorum, onlar (çoğu insanlar gibi) genellikle aptal ve sıkıcılar.

Zizek'in medya ürünlerine, en önemlisi sinema filmlerine Lacancı analiz uyguladığını, insanları sevmediğini, kendisini çok bilgili olduğundan dolayı üstün gördüğünü de belirteyim ve eski bir yazıma yönlendireyim.

Röportajın aslı ve tamamı aşağıda:

What makes you depressed?
Seeing stupid people happy.
What do you most dislike about your appearance?
That it makes me appear the way I really am.
What is your most unappealing habit?
The ridiculously excessive tics of my hands while I talk.
What would be your fancy dress costume of choice?
A mask of myself on my face, so people would think I am not myself but someone pretending to be me.
What is your guiltiest pleasure?
Watching embarrassingly pathetic movies such as The Sound Of Music.
What do you owe your parents?
Nothing, I hope. I didn’t spend a minute bemoaning their death.
To whom would you most like to say sorry, and why?
To my sons, for not being a good enough father.
What does love feel like?
Like a great misfortune, a monstrous parasite, a permanent state of emergency that ruins all small pleasures.
What or who is the love of your life?
Philosophy. I secretly think reality exists so we can speculate about it.
What is your favourite smell?
Nature in decay, like rotten trees.
Have you ever said ‘I love you’ and not meant it?
All the time. When I really love someone, I can only show it by making aggressive and bad-taste remarks.
Which living person do you most despise, and why?
Medical doctors who assist torturers.
What is the worst job you’ve done?
Teaching. I hate students, they are (as all people) mostly stupid and boring.
What has been your biggest disappointment?
What Alain Badiou calls the ‘obscure disaster’ of the 20th century: the catastrophic failure of communism.
If you could edit your past, what would you change?
My birth. I agree with Sophocles: the greatest luck is not to have been born - but, as the joke goes on, very few people succeed in it.
If you could go back in time, where would you go?
To Germany in the early 19th century, to follow a university course by Hegel.
How do you relax?
Listening again and again to Wagner.
How often do you have sex?
It depends what one means by sex. If it’s the usual masturbation with a living partner, I try not to have it at all.
What is the closest you’ve come to death?
When I had a mild heart attack. I started to hate my body: it refused to do its duty to serve me blindly.
What single thing would improve the quality of your life?
To avoid senility.
What do you consider your greatest achievement?
The chapters where I develop what I think is a good interpretation of Hegel.
What is the most important lesson life has taught you?
That life is a stupid, meaningless thing that has nothing to teach you.
Tell us a secret.
Communism will win.

7 Haziran 2009

son ders



ders verdiğim ilk yılımın son dersini yaptıktan hemen sonra bu videoya denk geldim. düşündüm de acaba herkesin anne babası bu adamınkiler gibi olsa hepimiz ölümü onun gibi karşılayabilir ve -çoğu zaman- mutlu insanlar mı olurduk?


1 Mart 2009

Safran Sarı

İnci Aral'ın kitabı "Safran Sarı" yı ne zamandır okumak istiyordum. Edebiyat konusunda fikrine güvendiğim bir arkadaşımdan övgülerini duymuştum. Sonunda aldım okudum ve hayalkırıklığına uğradım. Muhtemelen bildiğiniz gibi İnci Aral en iyi Türk kadın yazarlardan sayılır. Kadının iç dünyasını iyi yansıttığı söylenir. Bu kitaptaysa bunun zerresine rastlamadım. Psikolog gözüyle baktığımda bunun belki de kendi karakterine çok uzak karakterler yaratma çabasından olabileceğini düşündüm.

Volkan genç yaşta zengin olmuş, İstanbul'un balon yaşamında yerini almış bir "para uzmanı". Bin tane yüzeysel ilişki yaşamış halen de yaşayan, işinden sıkılmış, enflasyonist cinsellik yaşayıp duran ve bundan bıkmış olsa da vazgeçmeyen, bana kalırsa kişiliksiz sonradan görmenin teki. Romanda Volkan karakteri içinde bulunduğu pislikten kurtulmaya çabalayan kişisel gelişim sürecinde biri olarak gösterilmeye çalışılsa da başarılamamış. Hani sürekli ahlayıp vahlayan ama hiçbir eylemde bulunmayan tipler vardır ya aynen öyle. İlişkilerinin sığlığından sıkılmış bir halde yeni biriyle tanışıyor ve onunla bir gelecek düşünüyor. İşini bırakıp yeni bir hayat hayal ediyor ve sonra haftasonunu kumarhanelerde eğlenerek öylesine bir kadınla geçiriyor. Olayı bu. İnternette hayatının ne kadar iğrenç olduğu hakkında içli yazılar yazan farkındalıksız bir para budalası. Kişisel gelişim öyle olmaz cicim diyorum okurken.

Melike Eda, ön planda takı tasarımcısı, arka planda antika kaçakçısı. Volkan gibi kendi hayatından bıkmış ama bir o kadar da kendi hayatına bağlı ve sorunlarının kaynaklarını göremeyen bir karakter. Hatta onun hayatının iğrençliğinden Volkan "bile" rahatsız olunca Volkan ile olan ilişkisini kesiyor. Bunlara ek, kadında cinsel seçimi ile ilgili sorunlar da var ve yine farkındalık sıfır. Ben de okurken sıkıntıdan çatlayacak gibi oluyorum bu karakterleri.

Son karakter Eylem. En içten ve en doğal yazılmış olan bu bence. Fakirlikten ve aile baskısından kurtulmak için her yolu deneyen zeki bir genç kadın. Farkındalığı diğer karakterlere göre yüksek ama bu mutlu olmasını sağlıyor mu? Hayır.

Bu üçünün yolları kesişiyor romanda. Öyle beklenmedik olaylar filan da yok. Sırf bu yüzden bir romanını daha okuyacağım İnci Aral'ın; bende oluşturduğu bu kötü ilk izlenimi kırmak için.