27.12.08

tez!%+%&#$

tez yazarken önce bütün literatürü okiyim, altını çiziyim, yanına notlar aliyim de sonra birleştiriyim yanlış bir yaklaşımmış, biraz geç oldu (yazmayı bitirmeye 2 gün kala gibi) ama bu da bir şey. okudukça kısa kısa notlar ya da özetler çıkarıp (bilgisayarda tabi) sonra bunları birleştirmek hem vakitten kazandırıyor hem de stresi azaltıyormuş. ben çektim siz çekmeyin canlarım. bilginize.

21.12.08

münfesih

dün akşam araba kullanırken yavaşlayıp yavaşlayıp yeşil ışıkta durmuşum. sonradan fark ettim yahu biz yeşilde durmuyorduk. gidiş gelişli birer şerit yoldu, arkamdan gelen arabanın şoförü bana bakarak (şaşkın) korna filan da çalmadan yavaşça önüme geçti. bu aralar araba kullanmasam daha iyi galiba.

20.12.08

.

sevgi unutmak ve biraz (ya da baya bir, bilemedim) görmezden gelmektir. onun kötü davranmalarını, üzüntüleri, kırgınlıkları, kalp ağrılarını, baş ağrılarını, ağlamaları, mendilleri, kağıtları ve öfkeleri unutmak. işte bunu başarabilmek emektir.

14.12.08

gevşe

sabah 11den beri istatistik analizi yapıp onları cümlelere döküyorum. rakamları cümlelere dökmek. ben sırf bunu yapmamak için psikoloji okumamış mıydım? buna inanmadığım için... inanmak. burda konu ben miyim istatistik mi diye soruyim bir de tüm cerebral vajinismus dağınıklığımla. kime inanmıyorum istatistiğin insanı yansıtamayacağına mı benim bu işi kıvıramayacağıma mı? ki kıvıramasaydım şimdi dün yaptığım gibi spss ten nefret ediyoruuum diye ağlıyor olurdum. demek ki gerçekten rakamlara inanmıyorum. hep böyle yapmak zorundayız değil mi? kendimize inanmak için illa bir şeyleri başarmamız gerekiyor ki "benim yüzümden değilmiş" diyebilelim, sorumluluğu üzerimizden atabilmek için. hiçbir şey yapmadan rahat olan insanlaraysa uzaylı gözüyle bakıyorum, hayranım onlara ayrıca. ben gevşeyebilmek için türlü şaklabanlıklar yapıp milyonlarca para harcıyorum, kitaplar, filmler, dergiler, spor vs. onlarsa doğuştan gevşek(?)ler. ne muhteşem bir lütuf. ben mutlu olabilmek için gözümde tüm damarlar belirgin olana kadar ekrana bakıyorum ve sırtımda fıtık çıkmasın diye egzersizler yapıyorum, onlarda zaten böyle şeyler olmuyor. sonuçta varacağımız noktayı çok merak ediyorum mutluluk bazında. gevşekler ve benim varacağımız nokta, 70 yaşımıza geldiğimizde ne kadar farklı olacak?.. şimdi bir ölçüm alsak ve sonra bir ölçüm alsak onlar gibilerden ve benim gibilerden ve ikinci ölçümü de bundan 45 yıl sonra alsak da karşılaştırsak, spss doğru cevabı verir mi? repeated measures ancova yaparız ya da onlarla sayılarımız eşit olmazsa (onlar çoğunluktalar?) mann-whitney yaparız (ve bu sırada astrology.com dan "where are you headed" başlıklı bir mail gelir).

kafan karışmış senin diyenleri duyar gibi oluyorum (zaten şizofreni master ve doktora tezinin son aşamasında sık tetiklenir ilk defa). hayırlısı.

spss: statistical package for social sciences

11.12.08

Yalova









Yalova eski balıkçı barınağı




Evet yemeden önce aklıma gelseydi daha güzel bir kare olacaktı. Hayır madem kalamarda olmadı bari kahveyi içmeden çek di mi? O da yok. Balık fotoğrafı zaten hiç yok fark ettiyseniz. Ben daha ne diyim. Ebru Şallı'nın deyişiyle "bu sıralar çinekop çok trend"miş (çekemiyorum kadını, uğraşıyorum evet). Mangalda güzel oluyor çinekop. Hamsi kar yağdığında güzel olurmuş çünkü kar yağınca dibe inermiş, e dip soğuk tabi yağlanırmış o yüzden biz de onları çıtır çıtır yermişiz.
























Paslanmış "İnkılap" Vapuru'nun çevresini toprak ve molozla doldurup denizle bağlantısını kesmişler. Onu denizden çıkaramıyorsak biz de denizi doldururuz gibi bir mantık yürütmüş olsalar gerek. Şimdi kendisi "nikah salonu" olmak üzere restore ediliyor. Yıpranmış inkılabın içinde kimler göbek atacak acaba...




9.12.08

kutlamalar

cuma günü tatil başladığından beri değişik bir duygu durumu içindeyim. aslında evde yalnızım, sürekli ders çalışıyorum ve nadiren bir iki saat dışarı çıkıyorum ama evde bile o duygu içinde kaybolmuş durumdayım. bayramları çok seviyorum, ramazan ayını da seviyorum. dini bütün bir insan mıyım da ondan mı? tabii ki hayır. azıcık blogu okuyan herkes anlayacaktır ki sürekli sorgulayan, ıncık cıncık detayları araştıran bir insanım ve normatif dinlerle aram pek iyi değil. ramazan ayının ruhunu çok seviyorum, dünyada çok büyük bir populasyon aynı anda yemek yiyor! aç kaldıkları kısım çok umrumda değil, bütün yıl aç olan insanlar var sonuçta, zenginler azcık aç kalmışlar nolcak, bu bana çok bir şey hissettirmiyor da, herkesin aynı anda yemek yemesi fikri çok hoşuma gidiyor. bayramlar da öyle. ay her yer kan ne iğreeeaançç şeklinde bir izlenimim de yok kurban bayramı hakkında, her gün höpür höpür dönerleri götürüyordun noldu nasıl kesildiğini görünce gücüne mi gitti diye sorarlar adama, bırakın bu yapay kırılganlıkları cicim. neyse bayram ruhunda hoşuma gidense normalde kapıma gelip şeker isteyemecek çocukların şeker isteyebilmesi mesela. bugün öyle iki çocuk gelmiş kapıya, e burası istanbul habersiz gelene kapıyı açmayabilirdim de(?) ama bayramlaşmaya geldik diyen çocuğun sesine açtım kapıyı, tam ne istediklerini de anlamamanın verdiği tedirginlikle bir beşlik bir de şekerliği aldım kapıya gittim, çikolataları aldılar döndüler gidiyorlardı. hee dedim, demek buymuş, o zaman seslendim parayı da verdim. sırf parayı beklemediklerini gördüğümden bir sevinç geldi içime birden, ondan verdim parayı (Miyazaki saflığı bu çocuklarda da vardı işte vardı vardı vardı). para beklediklerini sezdiğim an suratlarına kapayacaktım halbuki kapıyı. ne kötüyüm?

bir de yılbaşı süslemeleriyle birleşti yine bu sene bayram, ışıl ışıl her yer, restoranlar, dükkanlar hep ışıklandırdılar yine vitrinlerini ve bahçelerini. caddeler bir başka güzel. kıpır kıpır bir çikolatalar, bir bayramlıklar, bir ışıklar, bir mutluluk. evet mutluluk buydu, çok sorgulamaya gerek yok. o, şimdi ve burada!

P.S. ateist insanlara iyi bayramlar demek ayrıca hoşuma gidiyor nedense. olayın din olmadığını hissettirmeye mi çalışıyorum ne...

8.12.08

son filmler

Arog'a gittim ve hayalkırıklığına uğradım, nerdeyse hiç gülmedim ama müzikleri güzel.
Issız Adam'ın fragmanını izledim ve gitmemeye karar verdim, birkaç ay sonra evde izlenebilir, evde sıcak güvenli bir ortamda, güvenli kollarda. Neyle karşılaşacağımı anladım çünkü. Bu blogta yedi adet yazıyla temsil edilen etiket ile, kendin olduğun için suçlanmakla, karşılıksız sevdiği için terk edilmek ve diğerleri... Çok sıradan. Niye bu kadar olay oldu bilmem.

7.12.08

Bala


ilkokul ikide mi bırakmıştım yağ satarım bal satarım oynamayı, hani bir halka şeklinde yere çömelirsin de birisi (ebe?) halkanın etrafında hoplaya zıplaya döner ve çaktırmadan birinin arkasına mendili bırakır. arkasında mendil bırakılan mendili alıp ebeyi kovalar ta ki ebe bulduğu boş yere çömelene kadar. işte dün A. beni o halkanın etrafında en az beş tur koşturdu, boş yer çoktu oturabileceği ama o koşturdu sırf eğlence olsun diye, sırf daha çok gülelim diye. sonra da çatlak patlak oynarken elime hep soyadını ispatlarcasına sertçe vurdu, yeri geldi elimi ısırır gibi yaptı. ayrılana kadar elimi bırakmadı, herkes korktu giderken zor olacak diye ama onlar buna çok alışıktı... ayrılırken ben onu yanağından güçlüce öptükten hemen sonra kardeşim dediği ama aslında kan bağı olmayan bir başka çocuğun yanına koştu, mağrur, neşeli. bir daha gelecek misin demedi, bana bir daha bakmadı, üzülmedi ve o bir bir buçuk saatlik zamanımızı nasıl da doya doya yaşadı... ben dün A. ya hayran oldum, o dokuz yaşında hayatı nasıl yaşayacağına karar vermişti. kurumdan ayrılırken bizden birileri ağladı, saklayarak, çünkü benim öğrencilerim de en az A. kadar Miyazaki animelerinden fırlamışçasına naifler. ben ağlamadım çünkü A. ağlamıyordu. bir parçamı A.nın yanında bıraktım ya da o bende bir parçasını bıraktı ama o herkese herkese neşe dolu naifliğinden bir parça sunabilir ve asla tükenmez, tükenmeyecek. biliyorum.

ben sanırım yeni yerler görerek değil yeni hayatlar tanıyarak var olabiliyorum. yazarak da fotoğraf çekerek de psikoterapi ile de öğretmenlikle de aslında yaptığım bu. benim göremediklerimi görenleri bulup bulup şaşırıyorum. şaşırmak altı temel duygudan biri ya, belki de en hayatisi.

4.12.08

Çocuk-Kurban

3.12.08

Perdeden Divana 2

İSTANBUL PSİKANALİZ DERNEĞİ
(Uluslararası Psikanaliz Birliği Türk Çalışma Grubu)



PERDEDEN DİVANA
Sinema ve Psikanaliz Sempozyumu 2

“Kayıp Baba”

20 Aralık 2008 Cumartesi



Program

9.15 Açılış Konuşmaları

9.30 – 11.00 Konferans
Emanuel Berman – Didem Aksüt “Düş Görenden Düş Yorumcusuna”

11.30-13.00 Panel
Hatice Nihal Aslan “İmgesel İle Perdelenen Ölüm”
Dilek Özer “Size Baba Diyebilir miyim?”
Ferhan Özenen “Baba Kaybı ve Yaratıcılık”

14.00-15.45 Film Gösterimleri
Sea Horses (17 dk)
Broken Wings (83 dk)

16.15-17.30 Tartışma
Nir Bergman – Emanuel Berman

17.30 Kapanış


Kayıt ücreti: 60 YTL, Öğrenci-Asistan: 30 YTL
Kayıt ücretinin etkinlik sırasında ödenmesi gerekmektedir.

Etkinlik dili: Türkçe’dir.
Emanuel Berman ve Nil Bergman’ın sunumları Türkçe’ye çevrilecektir.

Etkinlik yeri: Aynalı Geçit / Meşrutiyet Cad. Avrupa Pasajı No: 16 Kat: 2/25 Beyoğlu/İstanbul

Düzenleyen: İstanbul Psikanaliz Derneği
Büyükdere cad. No: 26 Gün apt Kat 8 Mecidiyeköy İstanbul
Tel/Fax: (+90) 212 247 75 05
e-mail: turkpsikanaliz@yahoo.com
www.turkpsikanaliz.com

Etiketler

Son Yazılanlar

Okudum Beğendim

İzleyiciler

Arşiv

  © 'kendini karbon sanan boşluk', Değiştirilmiş Photoblog teması kullanmaktadır. 2008

Başa dön  bebeğim