20 Ağustos 2008

varol- vs. boşluk


ya da karşıt değiller bunlar. bilemiyorum. engin geçtan ile açmıştım blogumu, ondan bir alıntı daha. yine üzerine diyecek bir şey bulamıyorum. şaşırmış bir haldeyim. şempanzeli rüyalar, gorilli haberler, düşüncelerimi romana çevirmiş kitaplar... hayat beni çok şaşırtıyor bugünlerde, etrafımda en güvenilir/şaşırtmayan kısım "insanlar" an itibariyle, gerisi çok değişken.

"kendine geldiğinde her yer aydınlıktı. başını kaldırıp baktı, güneş yoktu, gökyüzü de. sonra bir zemin üzerinde olmadığını fark etti, ne toprak ne de beton. zemin ve yerçekimi varmışçasına yatıyordu, ama her yanı sınırsız boşluktu. yavaşça ayağa kalktı, kendini canlı hissediyordu, başındaki ağrı da geçmişti. boşlukta yürümeye başladı, bazen düzde bazen yokuşta bazen inişte gibi. yönü yoktu, yön diye bir şey olamazdı zaten, güney ya da kuzey. sağ eliyle bedenine dokunmak istedi, eli boşlukta kaldı, elini ve bedeninin geri kalanını görüyordu, ama hepsi boşluktu. yürümeye devam etti, kendisi boşluk çevresi boşluk, tam karşısında ve yukarıda birtakım şekiller görene kadar. bir kadın doğum yapıyordu orada. annesiydi, gençlik resimlerinden tanıdı. bir erkek çocuğu doğurdu kadın, bu kendisiydi, ailede başka erkek çocuk yoktu. sonra birtakım figürler göründü o görüntünün yanında, ilkokul birinci sınıfta, öğretmeninden tanıdı. sonra babil'in kutsal fahişeleri, moğol istilası, kendilerini saldırgan yaratıklardan korumaya çalışan mağara adamları, bir başka gezegenin yüzeyinde tuhaf görünümlü, hareket eden varlıklar, dünyada kıtlıktan ve susuzluktan kıvranarak ölen insanlar, buzullarla kaplı alanlar, daha önce hiç görmediği şekiller, hiç duymadığı sesler. geçmiş, gelecek ve şimdi birbirine karışmış gibiydi. sonunda önü arkası altı üzeri, her yanı sürekli değişen görüntülerle doldu, onları izleyemez hale gelmişti. evrenin her yanından her çağından, çoğu tanınamaz ve anlaşılamaz görüntüler. bir an kendisin verilen LSD benzeri bir maddenin etkisiyle sanrılar gördüğünden kuşkulandı, ama giderek bu görüntülerin aslında tek bir hologramın parçaları olduğunu anlamaya başladı. hologramın bütününü aynı anda algılaması mümkün olmadığı için sayısız görüntüler halinde çevresinde dönüp kayboluyorlardı. bunların asıllarının bulunduğu bir yer olmalıydı, ama neredeydi? her yanını hareketli görüntülerle çevrili, artık gördüklerini algılayamaz bir halde bırakırken, hologramın kaynağının onun bilemeyeceği ve ulaşamayacağı bir yerde saklı tutulduğunu, kendisinin evren olduğuna inandığı şeyin boşluktan başka bir şey olmadığını sezmeye başladı ve o anda tam karşısında beliren görüntüde kendisini yatağında gördü, uyanmak üzereydi."

Geçtan, E. (2008). Kuru Su (pp. 165 - 166). İstanbul: Metis Yayınları.

19 Ağustos 2008

Cundanimu


Taş Kahve 


                                                                       Deniz Börülcesi

                                                                  Kabak Çiçeği Dolması
                                                                          Peynir Tatlısı


15 Ağustos 2008

Cunda


Şu anda size Cunda'dan sesleniyorum, kuvvetli rüzgar yıldız yönünden esiyor, hava sıcaklığı gölgede 34 derece. Sarımsaklı'dan kaçarcasına ayrılmamızın üstünden 2 gün geçti. Beş yıl önce de gelmiştim, hiç değişmemiş. Sahilde balık ve Rum mezeleri konusunda uzman restoranlar, lokmacılar ve Taş Kahve, arkasında arabaların zar zor geçtiği sokaklarda (ehliyet sınavı gibi mübarek) eski Rum evleri ve sonunda(!) restorasyona alınmış kilisesi.

Sarımsaklı'da akşam kurulan pazarda Çin malları şokuna uğradıktan sonra Cunda'da ifil ifil elbiseler olsun, deniz kabuklarından kolyeler bilezikler olsun Ege kasabasına geldiğimizi fark ettiren bir pazarla karşılaştık, tüm gün açık bir sabit pazar burası.


Denizse Cunda'nın güneyine bakan kesimde ısınmış, yani çarşı olan taraf. Çok girintili çıkıntılı bir ada olan Cunda (Alibey Adası) bir çok koya sahip ve gördüğümüze göre en az Sarımsaklı kadar soğuk suya sahip koyları da var. Ayrıca eğer Ayışığı Manastırı gibi değişik bir yerleri göstermeyecekse, tekne büyük 100-200 kişilikse ve soğuk suya dayanıksızsanız tekne turuna çıkmanızı önermem. Ufak bir tekneyle, nerelerde duracağınıza kendiniz karar verebileceğiniz, dolayısı ile daha ılıman ve kalabalık olmayan bir ortamda yüzebileceğiniz turları öneririm. Bunlar ancak 2-3 toplanıp kiralarsanız ekonomik olabilir. Bu ufak tekneler ya da isterseniz ufak yatlar Cunda'nın içinden günlü kiralanabiliyor, geceleri mehtap turları da yapılıyormuş.

Sarımsaklı ise çok harcanmış bir sahil kanımca. 10 km. boyunda 1 km. eninde plajın var, altın gibi kumun var, bir tane yosun yok sahilinde, sen git orayı kebap yenip Çin malları satılcak pazar yap, olcak iş değil. Akşamları yürüyüşe çıkan insanlar yorulunca kaldırımın kenarına oturuyor, bank bile yok bırak yürüyüş yolunu yani. Halbuki orayı bana verseler o yaklaşık 1 km. enindeki plajına bir 10 metresine palmiyeler dikerim, iki tarafı palmiyeli yeri mermer döşeli serin mi serin bir yürüyüş yolu yaparım ki elfler bile beğenir işçiliğini görse, altına çim ekerim, plajın arkasına o iğrenç renklerde boyanmış binaların yerine bembeyaz en fazla 2 katlı binalar ve butik oteller yapıp, balık-meze yapan restoranlar ve güzel cafeler açarım. Ah be. St. Tropez olacak potansiyel varmış Sarımsaklı kumsalında da harcamışlar.


                                                                  Şeytan Sofrası'ndan