3 Haziran 2007

iliş

“Seni ararım; bulursam, ne iyi – bulamazsam da, ne yapalım, bulamamışımdır.” Böyle dedin bana: -

İlişkinin bir aşaması çıkıyordu ortaya yavaş yavaş: senin ile benim birlikte olduktan sonra, yeniden birlikte olmamıza kadar geçecek süre içinde, birimizin ötekini araması:-

‘Aramak’ – ne söz, değil mi?

Hani, bir yerden dönecektim; sana saatini de söylemiştim; gelince senin notunu buldum: “Daha gelmediğini bile bile aradım – öylesine, işte...” diyordun – içim ışıldadı:-

İşte tam da buydu ‘aramanın’ özü – ‘bulunama’yacağı bilindiği zaman bile, aramak...

Çok önceleri de, “Hep böyle oluyor” demiştin, “ne zaman seni düşünsem, sen beni arıyorsun.”

Öyleydi : nasıl açıklanabilir, bilmiyorum ama garip bir ulaşım (iletişim, iletişme?...) vardır, ilişkideki iki kişi arasında. Sanki, aralarındaki uzam farkını yokeden bir şey – karşılıklı olarak birbirlerini düşünmelerinin ikisinin de bulunmadıkları bir yerde, buluşması gibi...

(Geçenlerde, bir kırtasiyecide, Bu Defter için bir fotokopi çektiriyordum. Telefon çaldı; kırtasiyeci açtı, konuştu: çok içten bir konuşmaydı. Kapatınca, benim soran bakışlarıma yanıt verdi: “Babam – her akşamüstü aramamı bekler; ben aramazsam da, kendisi arar: ben de, işte, arayamazsam bilirim ki o arayacak.” – Şaştım kaldım, böyle bir baba-oğul ilişkisinin hâlâ olanaklı olabilmesine – Hasan Dayı’yı anımsadım – sen, anımsı - - - Hayır...)

- Ve, “bulmak” – bu da, ne söz...

“Seni bekliyorum” dedim sana – sonra düşündüm:-

Acaba temelde, her ilişki, hep, bekleme değil mi? – buluşma, kavuşma, “halvet” olduğunda bile, bir gelememişlik, ulaşamamışlık, erememişlik, yatmaz mı her ilişkide?

Bir durumu - karşılıklı olarak – bilinçlendirdiklerinde bile, ilişkide olan iki kişi – sen ile ben – hep – karşılıklı ve bilinçli de olsa – beklentiiçinde olmazlar mı – olmayabilir miyiz – bu durum, hiç bitebilir mi?

Bunu – bu durumdan çıkan bu soruyu – durumlarının sorunluluğunu – bilinçlendirebilirlerse – karşılıklı olarak -, belki...

Oruç Aruoba, İle, 1999

1 Haziran 2007

lou


Rilke, Lou Salome ve Nietzsche, yazdıkları ve kendi aralarında yaşadıklarıyla önem verdiğim insanlar (Fotografta da elinde kamçısıyla Lou Salome’u ve at rolünde Rilke ve Nietzsche'yi görüyoruz, hmmpf). Rilke yazar ve şair, Duino Ağıtları dünya üstünde en sevdiğim şiirler diyebilirim. Lou Salome ilk kadın psikanalistlerden, Nietzsche ise Nietzsche işte. Aralarındaki olaysa Lou Salome’un biraz histerik ve çok zeki ama bağlanma problemi olan bir kadın olması, diğer ikisininse ona aşık olmaları. Hatta Nietzsche’yi kadınlardan nefret ettiren kişi kendisi.

“Birbirinden en ayrı gemilerde bile bizim için yol aynı olurdu, nehirden yukarı – çünkü bizi aynı kaynak bekliyor”. Rilke, bunu Lou Salome’a yazmış (Oruç Aruoba İle'de alıntılamış).

Bilemiyorum ulaşamadığı için mi bu kadar büyüttü Rilke onu gözünde?


"...Ama özledinse, türküsünü söyle sevenlerin; övüldüğünden
Daha da ölümsüzdür onların duyguları.
Bırakılmışları söyle,o neredeyse kıskandığın,
Doymuşların çok daha ötesinde sevenleri. Başla,
Hep yeniden başla hiç erişilmez övgüye;
Düşün: Yiğit kendini saklar, yokoluş bile
Varlık yoludur ona, en sonuncu doğuştur.
Ama sevenleri içine alır soluğu tükenmiş doğa,
İkinci bir kez daha olamazmış gibi artık bunu başaracak güç. Gaspara Stampa’yı
Düşünüp andın mı yetesiye, öyle ki
Sevdiğini yitiren kızın biri o yücelmiş örnek önünde
Kendi kendine desin: Ben de onun gibi olabileydim?
Bu en eski acılar içimizde artık
Meyva vermesin mi? Sevdiğimizden severek
Kopmak, onu titreyerek aşmak çağı değil mi:
Nasıl aşar kirişi ok, o yoğun sıçrayışta bir şey olmak için
Kendinden öte. Vergi değil çünkü bir yerde kalmak..." (Rilke, Duino Ağıtları)