8 Nisan 2007

Ankara Kalesi

bugün sanırım şubatta koç'un haliç'teki teknoloji müzesine gittiğimden bu yana geçirdiğim en güzel günü geçirdim. afsad'tan grubumuzla kaleye gittik, fotograf çektik. Aslında kendimi önce baya mutsuz hissettim çünkü şimdiye kadar yani nerdeyse 6-7 yıldır bu slr makinemle çektiğim fotograflar boşa gitmiş de her şey başa dönmüş gibi oldu, manuel çekmeye başladım çünkü. bir de pozlama denemeleri yapınca aynı noktadan üçer üçer fotograf alınca iyice acemiledim yani bugün. ulus'tan kaleye yürümek bir yana başım da yoruldu, net alan derinliğini arttır onu yükselt bunu düşür, meğer amma kolaya kaçıyormuşum. şimdi ilk seferlerde olmasa da istediğim gibi fotograflar yakalayabileceğim bu bilgilerimle. belki en hoşuma giden şey öğlen güneş tepedeyken bile manuel çekince akşamüstü ışığıyla çekim yapabilmek. ya da loş bir antikacıyı olduğundan daha da loş çekebilmek ve photoshop'a gerek bile kalmaması.

üstüne üstlük dönüşte bir konakta niğde gazozuyla mantı yedim ki aman o neydi öyle yarabbim, nimet. niğde gazozu da çamlıcanın daha yoğun tadında mükemmel bir gazozmuş, yazık ki pazarlamaları iyi değil, hiçbir yerde satılmıyor. ankara gazozu varmış eskiden mesela, kaybolmuş gitmiş artık. üstünde frambuaz aromalı yazıyordu, hiç çamlıca gazozunun tadının franbuazdan geliyor olabileceğini düşünmemiştim, şaşırdım.

en son da pirinç han'a uğradık, antikacılar, gramofon ustaları, abajur ve lambacılar ve yarı değerli taşlı takı dükkanlarının yeri. allahım ankara'da kendimi en ait hissettiğim yer neden pirinç han acaba? sevdiğim, çok sevdiğim ve orayı seveceğini tahmin ettiğim bir insan olsa da onu da oraya götürsem, dese ah ankara'da böyle yerler de varmış, desem demek tek ben değilmişim böyle hisseden. şurda da ondan bahsetmiştim.

bu da böyle bir anımdı.