26 Mart 2007

weston




Fotograflar Edward Weston'a ait. Bu biber de. 1920lerde çekilmiş, üstüne ışıktan başka el değmemiş, tamamen gerçek bir fotograf ve evet bu sadece bir yeşil dolmalık biber.



21 Mart 2007

fos

bugün 21 mart, bahar ekinoksu, cemre toprağa düşeli 15 gün olmuş, bozkırı yeşerten güneş için üç kere: oley oley oley!

ey aşk, al sana seni anlatan bir alıntı: "ilkbahar için şöyle diyemezsin: erken gelsin ve uzun sürsün. sadece şunu diyebilirsin: gelsin bahar, taşıdığı umutla yıkasın beni ve elinden geldiği kadar kalsın."
paulo coelho - on bir dakika

ve son olarak dünyanın tüm squirl nut zipperları ve anthony and the johnsonları birleşin!

10 Mart 2007

rilke - duino ağıtları

...Sen germedin, yazık, ne de anası gerdi

kaşlarının yayını böyle bekleyiş dolu.

Seninle değil, onu duyan kız, seninle değil

dudağının kıvrılışı daha verimli anlatıma.

Sanır mısın gerçekten, senin tüy gibi hafif ortaya çıkışındır

onu böylesine sarsan, sen ki sabah yeli gibi gelirsin?

Gerçi onun yüreğini oynattın; ama içinde boşanan

daha eski korkulardı hafif dokunuşlarınla senin.

Çağır onu... Gene bütün bütün çağıramazsın karanlık

çevresinden. İstemesine ister, kopup gelir, rahatlayıp alışır

senin saklı yüreğine, alır ve başlar kendini.

Ama hiç başladı mı kendini?

...

Rilke - III. Ağıt

Kim, bağırsam, duyardı çığlığımı melek

Saflarından? Tut ki biri yüreğine aldı beni

Apansız: Yok olur giderdim daha güçlü varlığının

Önünde. Evet, güzel dediğin yalnız başlangıcıdır

Korkunç olanın, anca dayandığımız;

Tansırız onu, çünkü hor görür, umursamaz

Bizi yerle bir etmeyi. Her bir melek korkunçtur.

İşte böyle kendimi tutuyorum, karanlık

Hıçkırışın çağrısını içime atıp. Ah kimden,

Kimden bize hayır var? Ne melekten, ne insandan,

Ne de bilmiş hayvanların gözünden kaçıyor

Bizim pek güvenilir olmadığımız

İmlenen dünyada. Belki de bize kalan

Yamaçta bir ağaçtır, her gün onu yeniden

Görelim diye, dünkü sokaktır belki,

Ya da kötü büyütülmüş bağlılığıdır bir alışkanlığın,

Hoşlanmıştır, gitmemiştir, kalmıştır.

Ve gece, ey gece, evrenler dolusu yel

Yüzümüzü böyle aşındırırken, -hangimize kalmaz o,

Özlenip beklenen, sessiz aldatan gece, tek başına

Yüreğin zorlukla aşacağı. Daha mı kolaydır sevenler için?

Ah onlar da bahtlarını birbirleriyle örterler, o kadar.

Evet, sensiz olmuyordu baharlar. Kimi yıldız

Beklemişti senden, onu fark edesin.

Bir dalga yükselmişti geçmişte sana doğru:

Ya da açık pencereden bir keman sesiydi

Kendini sunmuş. Ödevdi hepsi.

Üstesinden gelebildin mi ama? Bekleyişle

Dalgın değil miydin hep, her şey bir gelecek sevgiliden

Haber verirmiş gibi? (Onu nereye koyup saklayacaksın,

Sana gelip giderken büyük, yabancı düşünceler,

Çoğu zaman gecelerken yanında.)

Ama özledinse, türküsünü söyle sevenlerin; övüldüğünden

Daha da ölümsüzdür onların duyguları.

Bırakılmışları söyle, o neredeyse kıskandığın,

Doymuşların çok daha ötesinde sevenleri. Başla,

Hep yeniden başla hiç erişilmez övgüye;

Düşün: Yiğit kendini saklar, yokoluş bile

Varlık yoludur ona, en sonuncu doğuştur.

Ama sevenleri içine alır soluğu tükenmiş doğa,

İkinci bir kez daha olamazmış gibi artık bunu başaracak güç. Gaspara Stampa’yı

Düşünüp andın mı yetesiye, öyle ki

Sevdiğini yitiren kızın biri o yücelmiş örnek önünde

Kendi kendine desin: Ben de onun gibi olabileydim?

Bu en eski acılar içimizde artık

Meyva vermesin mi? Sevdiğimizden severek

Kopmak, onu titreyerek aşmak çağı değil mi:

Nasıl aşar kirişi ok, o yoğun sıçrayışta bir şey olmak için

Kendinden öte. Vergi değil çünkü bir yerde kalmak.

....