31 Ağustos 2006

dedicated to Howl


Where is your heart?
Have you lost it to a falling star
Or have you swallowed it with a child’s wish to charm?
Did you melt every time of your failure to charm,
Did you get furious in the flames of your heart?
But you should remember me from that starry night; i knew the real place of your heart
And i would put it back through your chest..
So, don’t be dazed by the falling stars any more
i am the one that will galvanize you into a breathe
and face me; i am as real as life.


olmak vs yok olmak (tutunamayanlar 3)

Nerden başlayacağımı tam olarak bilmiyorum. Arkadaşlarımla buluşmadığım günlerde çok fazla şey birikiyor içerde. Misal, yanımda biri olsaydı ordan geçerken, şimdi buraya "yalova'daki polisleri gördükçe neden İstanbul'a tayini çıkanların ağladığını anlıyorum", diye yazmazdım.

Her şey tam zamanında oluyor sanki. Oblomov ve Dostoyevskininkiler hep hazırlıkmış demek ki bugüne. Bazen içim taşıyor böyle, enerji fazlası oluyor içerde, diyorum ki allahım neden insanlar depresif kitap diyorlar ki buna, mutlu ediyor insanı kendi gibileri olduğunu bilmek. Sonra an geliyor, o intihar etmiş kişi benim düşündüklerimi önceden düşündüyse benim düşünmem gereksiz miymiş diyorum. Yoksa boşuna mı tüm “ah bunu ilk ben düşündüm” sevinçlerim? Sonumuz benzemese bari, ama kitap canım, alt tarafı bir kitap...

“Onun da çok üstüne varmıştım, herkese yaptığım gibi. Benim de hiç kimseyle olmak istemediğim anlar yok muydu? İçimden ona hak verdim, kendime yükledim suçu her zaman olduğu gibi. Birini yeni tanıyınca, nefes aldırmadan yükleniyordum üstüne. Herkes, benim gibi buhranlı değildi....” dedi Selim Işık ve sonra Süleyman da Selim için “O büyük ve insanın içinde kaybolduğu şehirde çok üzmüşlerdi arkadaşları. Fakat gözlerime bakınca her şey unuttu ve affetti” dedi*, ben de koyverdim sonra kendimi, tüm hormonlara atfettiğim dengesizliğimle. Olmayacak dedim, okuyamayacağım galiba. Gel-gitlerin insanı oldum bugün.

Gece bisiklete binmek gibisi yok.



* Tutunamayanlar, Oğuz Atay

29 Ağustos 2006

hayatı dostoyevski karakteri tadında yaşamak

..."üzülürüm bu sözlerine; biraz kendi kendimi yerim. gene de iyi niyetle denerim bir daha."
selim güldü: "bu biraz daha iyi oldu. yalnız, kendi kendini yerken bunu sen bile bilmeyeceksin, kendine bile söylemekten korkacaksın. bir gölge gibi, kapının altından süzüleceksin. duvarda karafatmalar; gerçek karafatmalar değil tabi. daha kapıdan girerken hiçbir şeyin yoktu: oysa dereceyi koyuyorsun: otuz dokuz ateş..."

oğuz atay, tutunamayanlar

28 Ağustos 2006

tutunamayanlar alıntı 2

Vedat Türkali’nin “güven”i delik deşik ettiği romanlarında ve Oğuz Atay’ın “oyunlar” üzerine yazdıklarını okudukça kendimi çok rahatlamış hissediyorum. Şu anda bir dilek tutmamı isteselerdi, 1970lerde 23 yaşında olmak isterdim. Aynı dönemde yaşamış olmak istediğim 3 insan varsa onlar da bu iki yazar ile dayımdır. Belki o zaman fotografçılık bile okurdum psikoloji yerine, çünkü hayat daha net ve daha az yalnız olurdu. Evet, mutlu olmak çok çaba gerektiriyor ve mutsuzluğunu afişe etmek mutluluğu yakalamaktan daha kolay, ama sanırım benim hoşuma giden mutluluğa giden o süreç. “Hoşuma gitmek” de sırıttı gözüme, “bana faydası dokunan” diyeyim.

Oyunlardan bıkmış olan güvensizlere…
Tutunamayanlar sf. 37
Özellikle, en yakınınız, sizi aptalca bir yarışma duygusuna sürükler. Turgut da kendini, sesini çıkarmadan arkada oturan ve sinirine dokunan bir anlayışlılık içinde görünen karısıyla gizli bir yarış içinde görüyordu. “Kadınlarda, el ustalığı isteyen işler için, aptalca bir yarışma duygusu vardır zaten” diye düşündü. “Erkeklerin, başka konularda, onlara üstün ve yukardan bakarmış gibi görünen tavırlarını çekemezler, bu çeşit yarışmalarla acısını çıkarmak isterler böyle küçük görülmelerin. Bir yandan da, her şeye rağmen savunmasız ve narin olduklarını gösteren yapmacıklıklarını elden bırakmazlar: ‘Canım şu ipi şuraya takar mısın? Canım senin boyun yetişir – ya da sen benden kuvvetlisin’. Yani senin bütün üstünlüklerin, basit ve hayvani temellere dayanır. Sonra küçük bir aksama olunca : “Dur canım bir de ben denesem” sahteliği…. “Uzun boylu hayvan!...


27 Ağustos 2006

tutunamayanlar alıntı 1

...Selim olsa sabaha kadar uyumaz, düşünür dururdu. Ben olsam yatardım. Üniversitede okurken de ben, gece yarısı olunca yatardım; o, çalışmasını sabaha kadar sürdürürdü. “Saçların dökülüyor, uykusuz çalışmaya dayanamıyorsun; oğlum Turgut, ihtiyarlıyorsun.” “Uykusuz kalabilmen sinir kuvvetinden. Benimki adale kuvveti.” Kollarıyla Selim’i soluksuz bırakıncaya kadar sıkardı: “Sen birden çökeceksin Selim. Çünkü neden? Çünkü için boş senin. Birden, kollarımın arasında için boşalacak: birden, üçüncü boyutunu kaybedip bir düzlem olacaksın ve ben de seni duvarda bir çiviye asacağım.” Havaya kaldırdığı Selim’i duvara sürüklerdi. Siyah saçlarından yakalayarak başını duvara dayar: “dökülmeyen saçlarından asacağım seni”, diye bağırırdı. “Erkeğin kılları göğsündedir,oğlum Selim”. Hemen gömleğini çıkarır ve boynuna kadar bütün gövdesini kaplayan kılları gösterirdi Selim’e. “İğrençsin Turgut. Sen onları üniversite kantinindeki kızlara göster. Kapat şu ormanı.” Bir erkeğin yanında soyunmasından sıkılırdı Selim. “Beni aşağılara çekiyorsun Turgut. Senden kurtulmalıyım.” Turgut pantolonunu da çıkarır, kollarını açarak bağırırdı: “Ben,senin bilinçaltı karanlıklarına ittiğin ve gerçekleşmesinden korktuğun kirli arzuların, ben senin bilinçaltı ormanlarının Tarzanı! Yemeye geldim seni. Benden kurtulamazsın. Ben, senin vicdan azabınım!” “Bağırma, anladık. Benim vicdan azabım bu kadar kıllı olamaz. Ruhbilimci Tarzan, lütfen giyin”.
Oğuz Atay - Tutunamayanlar

O, bir paragraf içinde Turgut'tan hem "o" hem "ben" diye bahsediyordu. Ben de bir şey yazarken sürekli aynı şahsın ağzından yazmakta zorlanıyordum, dünya aydınlanıyordu. 

16 Ağustos 2006

lovetheonlyway

inner - myphilosophy, burdan indirebilirsiniz ...


love, prepare yourself to shine
i have no other way
you should know by now

no, there’s no reason to hide
we all know you’ve got pain
we all know you’ve got pride
i really love your pride

as i see my reflection
shining from the corners of your eyes

yes, it’s my philosophy
that when i believe in you,
i believe in me, i believe in me

love, i’m tired of nostalgia,
it’s just trapped imagination
i’m happy with right now

no, it’s not that i’m afraid
of something i may find
it’s just all those designs
we put on everything

once we’ve had the experience
romanticized until it’s worth a while

my love, i want to know the truth
i want an empty room that i can scream in
don’t have to believe in

my love, i want to be myself
but not all by myself, not all by myself

yes, it’s my philosophy
that when i believe in you,
i believe in me, i believe in me

love, i don’t know how to say
it felt good to walk away
take back some of what is mine
‘cause it’s hard to see you shine
‘cause it’ hard to see you shining
when i’m here slowly dying

you know i don’t feel proud to be so selfish
i don’t really mean to bring you down

yes, it’s my philosophy
that when i believe in you,
i believe in me, i believe in

yes, it’s my philosophy
that when i believe in you,
i believe in me, i believe in

yes, it’s my philosophy
that when i believe in you,
i believe in me, i believe in me..