30 Kasım 2013

Balıkçı

Psikolog olmasaydım ne olurdum diye düşünüyorum son zamanlarda. Bundan on yıl önce olsaydı, fotoğrafçı-yazar olmak isterdim ama şimdi bunların üstüne çok düşündüm. Yazmanın, kitap okumanın, fotoğraf çekmenin kendimce küçüklüğümdeki oluşturduğum anlamlarını buldum ve o anlamlar artık önemini yitirdi. Dolayısıyla artık fotoğraf çeksem de kitap okusam da eskisiyle aynı amaçla değil. O eski anlamlarını burada anlatamayacağım, onlar çocukluğuma aileme ait değerler, hırslar, yarım kalmış meselelerdi ve çözüldü diyemesem de sanırım şöyle diyebilirim: Hafifledi.

Bazen anlık öfkelerle, hırsla, duyguların şiddetine kapılıp her şeyi bırakma isteği geldiği anlarda, garsonluk veya daha zevkli yapabileceğim bir kahve dükkanında baristalık yapmak isteği yükseliyor. Böyle anlar dışındaysa, üstüne çok düşünmesem de psikoloji konuşurkenki gibi, fantastik edebiyat okurkenki gibi, müthiş renkler içeren bir fotoğraf veya doğa manzarası karşısında duyduğum heyecan gibi bir heyecanı tutkuyu yemeğe karşı hissediyorum. Bunun altında yatanları henüz analiz etmediğim için de bu tutkum sürüyor sanırım. 

Bu tutkuyla çok restoran gezdim. Yeni yemekleri gittiğim her şehirde denedim. Yeni tatlara da açık ama seçici bir insanım. Yani açığız dedikse hepsini beğeneceğiz diye bir şey yok değil mi? Sonra bu sabah Mehmet Yaşin'in bir balık restoranında zevkle balık yediğini görünce aklıma bir restoran geldi, hayatımda yemek yediğim en güzel balık restoranı. Sonra adının "Karanlık Hasan'ın Yeri" olduğunu düşündüm ve Yalıkavak'ta olduğunu hatırladım fakat bu sanırım 15 yıl kadar önceydi. Unutamadığım yemeklerse: o sıralar hayatımda ilk defa yediğim deniz ürünleri ile doldurulmuş kalamar dolması, dil balığı ve onun yanında garnitür olan tereyağlı haşlanmış patates. Belki saçma ama, aslında en acayip gelen patatesteki tereyağ tadıydı ve masadaki kimse onun tadının nasıl öyle olduğunu çözemedik. Ben heyecanla Hasan Bey'e sormuştum, tereyağını eritip içinde mi haşladınız diye ama cevap vermemişti.

Sonra bu restoranı nette aradım ve aslında başında "karanlık" sıfatının olmadığını gördüm. Bilemiyorum belki 15 yıl önce vardı veya ben, onu çok mistik ve muhteşem buldum da adının önüne o sıfatı koydum zihnimde. 

Bir daha da balığın öylesini hiçbir yerde yemedim, ne Ege'de ne İstanbul'da. O yer, Yalıkavak'ta Balıkçı Hasan'ın Yeri. Umarım yakın zamanda tekrar gidebilirim. 

1 yorum:

Adsız dedi ki...

"Karanlık Hasan'ın Yeri" ismini duyan birinin zihninde en son canlanacak mekan bir restaurant olsa gerek:)