25 Nisan 2013

uncanny

hani bazen uygunsuz bir yerde, içinde bulunulan duruma uygunsuz bir duygu durumu ile birisi bir konuşma yapmaya başlar ya... açık saçık bir fıkra, saçma bir anektod, öfkeli bir suçlama gibi başlayan...

o an, anlatıcının duygularını zor kontrol ettiğini görürsünüz ama siz onun bu konuşmayı bir amaç uğruna yaptığına ve içinde bulunduğunuz ortama bir şekilde bağlayacağına inanmak istersiniz ya... aslında size küfür etmiyor veya suçlamıyordur, aslında eninde sonunda konuşmasını umut verici bir noktaya bağlayacak veya bir anda yüz ifadesi değişecek ve "şaka!" diyecek diye beklersiniz (tabi süper mantıklı bir şekilde -sunay akın tarzı- içinde olduğunuz duruma bağlarsa daha iyi).

işte bazen ben hayat da böyle yapıyor diye düşünüyorum. renkli, hafif çatlak bir anlatıcı karşısındaymışım gibi bir beklenti içine giriyorum. yok canım, asıl hikayesi/anektodu/duygusu bu değildir, eninde sonunda çok daha umutlu/güzel/neşeli bir konuya bağlanacaktır elbet, bu sadece ilgiyi üzerine toplamak ve izleyicileri ciddi moda geri döndürmek için yaptığı bir çıkışmaydı ve "asıl" konuya bağlandığında ben "vaaauv, demek buymuş" diyeceğim.

gerçek hayatta bu tip konuşmalar genelde (anlatıcının yaşı 7'den küçük veya 70'ten büyük değilse) iyi bir sonla konuya bağlanır. hayatın akışındaysa, karşılaştığım insanlar yüzünden umutlu bir sona her gün inanamıyorum. akışta olmak iyi güzel de, bazen sadece bu yetmiyor, yenilik, değişim, adım atmak lazım.

Hiç yorum yok: