13 Şubat 2013

"adem'in elmaları" üzerine


İnsanların sadece gözlemleyerek de öğrenebildiğini deneylerle ilk ispatlayan kişi olan Bandura'nın psikoloji tarihinde önemi büyüktür. Sadece gözlemleyerek öğrenme için günlük hayatta en iyi örnek, bebeğin, dili ve diğer tüm sosyal davranışları anne babasını öncelikle taklit etmesi, sonraysa büyüdükçe kendi tutumlarını oluşturmaya başlaması olabilir.

Bir insan neden kötü kalpli olur? İnsan doğası özünde iyi/kötü müdür gibi bir tartışmanın kimseye bir faydası yok (evet pragmatist bir uygulamacıyım). Asıl, "hayatında başkalarına büyük kötülükler yapmış bir insan bile değişebilir mi?" sorusu işlevsel. Bunun cevabının "evet" olduğunu düşünmeseydim terapist olmamam veya yarı yoldan dönmem gerekirdi . 

Kritik nokta şu, insan 3 yolla öğrenebilir: Okuyarak/dinleyerek (Tavsiye, telkin vb.), gözlemleyerek ve yaşayarak. Blogun artık konsepti de olan "akışta olmak" aslında yaşayarak öğrenmeye atıfta bulunuyor. Tabii ki, insan aklı sadece okuyarak veya görerek de öğrenebiliyor fakat bunun zorluk sırası demin yazdığım sırayla, yani en kolay öğrenme şekli, kendimiz deneyimlereyek; sonra gözlemleyerek (ki burada rol modellerin ve filmlerin etkileri söz konusu); sonra da tavsiyeyle, yani bir uzmana veya büyüklerimizin sözüne güvenerek.

Yaşayarak öğrenme, bence biraz daha duvara toslamadan anlayamamaktan oluyor. İnsanın bebekliğinden beri oluşturduğu ben/diğerleri/dünyaya dair inançları yetişkinliğe gelindiğinde o kadar katılaşıyor ki, dışarıdan gelen herhangi bir bilgi katı duvarlarımızdan içeri sızamıyor bile. İnsan kendi deneyimleyince ise, bir deprem oluyor ve duvarlar tamamen yıkılmasa bile çatlaklar oluşuyor ve yeni bilgi çatlaklardan içeri sızabiliyor. 

"Adem'in Elmaları"nda da rol modeli olarak kötülükleri görmezden gelen, bir tokat gelince öbür yanağını dönen rahibi görüyoruz. O bize gözlemleyerek öğrenme fırsatı sunan bir örnek kişi fakat filmde kilisede çalışan mahkumların hiçbirinin gözlemleyerek öğrenmeye niyeti yok. 

Değişim, hakikaten "kötü" karakterlerin rahibin önceden sahip oldukları koşulsuz sevgisini kaybettiklerinde duvara çarpmış gibi olmalarıyla başlıyor. Önce kendilerini iyice dağıtıyorlar, sonraysa yeniden yapılandırıyorlar. Aynen bir şehrin yenilenmesi için bazen yerle bir olmasının gerektiği gibi. Tabii ki her zaman bu kadar zor olmak zorunda da değil, ufak çatlaklardan da faydalanılabilir, eğer ki yeterli motivasyon varsa. 

Evet, koşulsuz sevgi ve iyi bir rol model insanları değiştirebilir ama insanlara bunun dayatıldığında işe yaramadığını görüyoruz. Terapiye ailesinin/önemli yakınlarının zoruyla gelen kişilerde de bunu görüyoruz. Terapi alan kişide değişim için içsel bir motivasyon yoksa, terapist ne kadar güven versin, ne kadar bilgili olsun, hiçbir önemi kalmıyor. Tersi de doğru, yani kişi her ne kadar değişmek isterse istesin, çevresinde sevgi ve şefkat dolu, güven verici insanlar yoksa da tek başına değişmesi çok zorlaşıyor. İki yönlü bir ilişki olması şart, kısacası önce bir güvenli üs (anne kuşun yavrusuna hazırladığı yuva gibi), bu üssü bize sağlayacak en az bir insan ve değişim için içsel motivasyon.

Hiç yorum yok: