28 Ağustos 2006

tutunamayanlar alıntı 2

Vedat Türkali’nin “güven”i delik deşik ettiği romanlarında ve Oğuz Atay’ın “oyunlar” üzerine yazdıklarını okudukça kendimi çok rahatlamış hissediyorum. Şu anda bir dilek tutmamı isteselerdi, 1970lerde 23 yaşında olmak isterdim. Aynı dönemde yaşamış olmak istediğim 3 insan varsa onlar da bu iki yazar ile dayımdır. Belki o zaman fotografçılık bile okurdum psikoloji yerine, çünkü hayat daha net ve daha az yalnız olurdu. Evet, mutlu olmak çok çaba gerektiriyor ve mutsuzluğunu afişe etmek mutluluğu yakalamaktan daha kolay, ama sanırım benim hoşuma giden mutluluğa giden o süreç. “Hoşuma gitmek” de sırıttı gözüme, “bana faydası dokunan” diyeyim.

Oyunlardan bıkmış olan güvensizlere…
Tutunamayanlar sf. 37
Özellikle, en yakınınız, sizi aptalca bir yarışma duygusuna sürükler. Turgut da kendini, sesini çıkarmadan arkada oturan ve sinirine dokunan bir anlayışlılık içinde görünen karısıyla gizli bir yarış içinde görüyordu. “Kadınlarda, el ustalığı isteyen işler için, aptalca bir yarışma duygusu vardır zaten” diye düşündü. “Erkeklerin, başka konularda, onlara üstün ve yukardan bakarmış gibi görünen tavırlarını çekemezler, bu çeşit yarışmalarla acısını çıkarmak isterler böyle küçük görülmelerin. Bir yandan da, her şeye rağmen savunmasız ve narin olduklarını gösteren yapmacıklıklarını elden bırakmazlar: ‘Canım şu ipi şuraya takar mısın? Canım senin boyun yetişir – ya da sen benden kuvvetlisin’. Yani senin bütün üstünlüklerin, basit ve hayvani temellere dayanır. Sonra küçük bir aksama olunca : “Dur canım bir de ben denesem” sahteliği…. “Uzun boylu hayvan!...


4 yorum:

karga dedi ki...

demek kadınlar erkekleri "uzun boylu hayvanlar" olarak görüyorlar. enteresan... ama gerçekliğinden şüpheliyim. bunu kadın-erkek ayrımında ele aldığımızda bence hep başladığımız yere döneriz. çünkü bu mantıkta kısır döngü var. bu durumda ben kadınların beni "uzun boylu hayvan" olarak görme ihtimallerini sevebilirim, zira görece kısa boyluyum.

erkekler kendini pohpohlayan kadınları sever. kadınlar ise şımartılmayı. kadın, erkeğin gururunu şişirdikçe erkeğin dombili gururu kadının her türlü şımartılması fırsatını yaratır...

olay şu: insanlar karşısındakinin ne düşündüğünü, ne hissettiğini umursamadan yaşadığı sürece; kendilerini, ilişkilerinde samimi oldukları sanrısına hapsettikleri sürece; sevgiyi, kanatsız kelebek kılıfına soktuğu sürece erkekler "uzun boylu hayvan", kadınlar ise "anlaşılmaz yaratıklar" olarak görülmeye devam edecek. kadın-erkek arasında birbirlerinin ne düşündüğünü merak etme, ancak uzağında durma oyunu/gafleti söz konusu oldukça hepimiz hala birer hayvanız... en ilkelinden.

passiflora dedi ki...

öyle empoze edilmeye çalışıyo ki işte sanki kadınlar erkeklerin güçlerine hayranlar, erkekler de fiziksel güçlerini sergilemeyi çok seviyolar. önce mantıklı geldi bu, sonra zaman geçti, ki oğuz atay'ın ağzından da duyduğumuz gibi, kafası çalışan bir erkeğe bu klişelerle yaklaşmanın en gerizekalı kadının bile yapmaması gereken şey olduğunu anladım. oyun da deil basit bir güdü de değil. insan yazılım değil, kodlayamazsınız demiştim eskiden...

karga dedi ki...

sevginin zekası yok ki. gerçekten sevdiğin zaman karşındakinin zekasıyla ilgilenmezsin. sevgisi daha derin olan, zaman içinde "o" olur. sevginin en yoğun olduğu dönemlerden bahsediyoruz tabi ki... bu dönemlerde herkes biraz gerizekalıdır. dolayısıyla ilk başlarda her erkek, sevdiği kadının "uzun boylu hayvan"ıdır.

bence her kadın, erkeğe potansiyel "uzun boylu hayvan" gözüyle bakar. bu tanımın anlamı kadından kadına değişiyor; yani olayın sadece "kas gücü" olması gerekmiyor.

işin gülünç tarafı çoğu insan, sevdiği insanı olduğu gibi kabul edecek cesarete ve kişiliğe sahip değil. bunun, kafanın çalışmasıyla ilgisi yok... tamamen ego. herşey tazeyken çılgın. olgunluk döneminde ise "lan biz n'apıyoruz" ayakları. kimse yemesin beni.

hele hele yalnızken, "ulan bi doğru dürüst ilişkim olmıycak mı benim be?" diyerek kişinin karşısına çıkan "herkesi" kabul etme eğiliminde ya da kimsecikleri kendine layık bulamayıp "armutun sapı, üzümün çöpü" ayrımcılığında olması hepten sakat. serbest bırakmak lazım duyguları... onların konuşmasına, uçuşmasına izin vermek lazım. nalıncı keseri gibi şartları hep kendimize yontarsak, yongaların bir tarafımıza kaçması an meselesi...

sanırım ilişkiler konusunda cinsiyetsiz bir bakış açım var. kadının o meşhuuur "anlaşılmazlığı", erkeğin dillere pelesenk olmuş "hödüklüğü" ile zerre kadar ilgili değilim. benim gözümde ilişki bir alışveriş; ama "anlaşılmamaya çalışarak hava yaratma çabası" gibi gerizekalı bir tutumla "hödük" (erkekler ne kadar basit değil mi? tek kelime yetti) bir sapın birlikteliği bitmek tükenmek bilmeyen bir kısır döngü yaratıyor.

anket defteri gibi olmanın kimseye faydası yok işte... acı vermek ya da acı çekmekten başka. hayat böyle eriyor boş bakışların yankılı anlamsızlığında. ben de ha babam de babam yazıyorum.

passiflora dedi ki...

ben o ilişkinin başındaki gerizekalılık dönemi bitince ilişkinin de bittiğini defalarca gördüm, işte bu yüzden de bırakalım duygular salınsın, olduğuna varır mantığı artık benim için geçerli değil. ki o ilk gerizekalılık döneminde herkes uygun görünebiliyor, zaten "uygun" görünmemesi saçma olur, çünkü onu "tnıamıyorsun" ki. nesi sana uygun gelecek? duygularımın hiperaktifliğine kapılmayıp ağırdan almak, gerizekalılıklarımın getirdiği mutsuzluzluklar için bir savunma oldu şimdi. olması gerektiği gibi.

ben de kadınların karmaşıklığına, erkeklerin hödüklüğüne inanmıyorum. hepsi de saçma genellemeler gerçekten. asıl olan iki tane her an ne yapabileceği belli olmayan iki insanın anlaşabilmesi! iletişim kurabilmesi ve anlayabilmesinin karmaşıklığı. "beni bir sen anladın" lafının önemini de bu noktada daha iyi anlıyorum.