1 Mayıs 2006

varoluş

Varoluş vakumu, can sıkıntısı, durgunluk ve boşluk duygusu olarak yaşanır. Özgür olduğu zamanlarda ne yapmak istediğini bilemez. Kişi kendine ve dünyaya inançsız bir biçimde bakar, yönünü bulamaz ve yaptığı her şeyin amacını soruşturur. ...Anlamsızlık ve boşluk duygularına genellikle eşlik eden bir başka duygu da yalnızlık ya da yalnız kalma korkusu. Yalnız kalmamak için başkalarıyla beraber olma gereği, birçok insanın gerçekten seçmedikleri insanlarla birlikte olmalarına neden olurken, insan Andre Gide’nin sözlerini hatırlıyor: “Kendilerini tek başına kalmış bulmaktan korkan insanlar, kendilerini hiç bulamazlar.”
....Günümüzde giderek esneklik gösteren cinsel davranış normlarıyla birlikte kompulsif cinsellik de varoluş vakumunu (anlamsızlık olgusunun bir parçası; diğer parçası ise varoluş nevrozu) doldurabilmek amacıyla daha çok insan tarafından yaşanır oldu. Cinselliğin yaşamımızda ayrıcalıklı ve farklı bir yeri var. Bize egemen olabilen, hatta bazen bizden ote bir yaşantı. Yalom’un dediği gibi, cinsel eyleme geçmekte direnmeyi, ertelemeyi ya da kendimizi bırakıvermeyi seçebiliriz. Ama cinselliğimizi nasıl yaşayacağımızı “seçemeyiz” ya da cinselliğimizi “yaratamayız”.
Enflasyonist cinsellik (aşırı düşkünlük), boşluk ve yalnızlık yaşayan insanlar için güçlü ama geçici birçözüm aracı. Örneğin bazı erkeklere “vaktiyle çıkmış oldukları yere kısa bir süre için geri dönme” nin güvenli rahatlığını yaşasalar bile, birsüre sonra yeniden boşluğa düşüldüğü için tekrar tkrar denenen bir çözüm. Uyuşturucu ve kumar tutkusu gibi.
Kompulsif cinselliğin geçici birçözüm olmasının nedeni, gerçek bir beraberliğin bütünlüğünden yoksun olması ve bir ilişkinin karikatürü olmaktan öte bir anlam taşımaması. Çünkü böyle bir ilişkide taraflar birbirlerini kendilerine doyum sağlayacak birer araç gibi algılar ve birlikte oldukları kişinin yalnızca bazı bölümleriyle ilişki kurarlar. Birlikte oldukları kişileri fazla tanımak da istemezler (ah). Çünkü böylece varoluşlarının önemli bir bölümü yine kendilerinde saklı kalır, kendilerinin ve karşı tarafın yalnızca baştan çıkarmayı ve cinsel eylemi içeren kısımlarını yaşarlar.
..... İnsan duygusal dünyasında anlaşılabilme ve paylaşılabilme umudunu yitirdiğinde sevginin ve sıcaklığın eşlik etmediği bir cinsellik seçebilir. Çünkü orda düş kırıklığı, insanı duygusal dünyasında yaşadığı zedelenmelerden daha az acıtır, riski de sorumluluk payı da daha azdır. Üstelik hasar verme ve hasar görme istekleri konusunda daha dolaylı yollardan doyum sağlanır. Orgazm olamayan bir kadın, hem kendini hem karşısındakini engellemiş olur; erken boşalan bir erkek deöyle. Ender durumlarda yatak bir savaş alanına dönüşebilir. Hangi biçimde ve oranda olursa olsun, cinsellik dışı yaşamdaki yaşamazlıklara cinsellikte çözüm aramaya çalışmak, kolaya kaçmak isterken zora yöneltir insanı. Aynı zamanda derinliğin yerini çoğulculuk alır.

Bu daha böyle gidiyor, çok güzel bir kitap Varoluş ve Psikiyatri. Bir duvar yazısı görmüş Engin Geçtan, varoluş vakumunu cinsellik, herhangi bir insan ya da para gibi bir madde ile doldurmaya çalışan insanları anlatmak için “hayat boştur ama içine sıçınca dolar” . Daha ne desem boş.

5 yorum:

bedbug dedi ki...

arada ki tepkin gayet yerindeymiş cidden.. belirli bölümleriyle ilişki kurmak nedir yahu..
bu arada ben de algıda seri seçtim.. Andre canım.. bu tarafa gelirsen bi çaldır.. ben seni ararım demek istiyorum.. “Kendilerini tek başına kalmış bulmaktan korkan insanlar, kendilerini hiç bulamazlar.”

Meme-Dini dedi ki...

orta afrikada yaşayan bir şempanze klanının sekse bakış açısı yol göstersin, olymposun gölgesinde yaşayan bizlere.
evergreen dercesine, klanın tüm üyeleri cins ayrımı gözetmeksizin her daim, her şekilde, her şartta...
"Normal olanı ne belirler?" sorusunun peşinde harcadığım onca mesai bana bunun doğa olmadığını fısıldıyor yıllardır. Cinselliğe dair, uygulayım çeşidi ve şekli de dahil olmak üzere her şey seçim meselesidir. Normal olan zeitgeistin kölesidir. Doğa cinsel olana dair değil üremeye dair bir doğal yol önerir. ha bir de aşk var, mevsimi de geldi ya o başka bir alem.
Yalnız olmaktan korkmak, yalnızlığımıza tahammül edememek, bizleri aşk söyleminden pay almaya itiyor. Mi(s)tik deneyim bu değildir.
Ah psikiyatristler, sizlere ne diyeyim. İyisi mi bir şey demeyeyim. Siz beni anlayın.

passiflora dedi ki...

anlamadım ben. ben zaten seks seçim meselesidir dedim, boşluğumuzu anlamsızlığımızı seksle doldurmak hayatımızın içine sıçmaktır diyorum. para harcayarak sıçmak ile aynı şey. siz ne diyorsunuz?

bedbug dedi ki...

boşlukları seksle doldurmaya çalışan adamın hayatının içinde sıçılmaz.. hayatı dediğin şey nedir ki zaten? o kadar oksijen hep havaya.. ah be!

karga dedi ki...

Normal olanı hiç kimse veya hiç bir şey belirlemez...

İnsan için normal olan, kendisine doğru gelendir. Kişi kendine dayatılmış gerçekliğe (veya doğruya) inanmayı seçtiği ölçüde başkalarının normalini, olması gereken gibi algılar. Bu yanlış değildir elbette; çünkü normaldir.

Dayatılanı bilinçsizce kabul etme eğilimi gösteren bir insanın bu normallik inancına ihtiyacı vardır; çünkü inanç, kişiyi kendine katlanabilir kılar.

Normal olmayan, hiç bir şeyin normal gelmemesi durumudur belki de... ya da hiç bir şey anormal değildir.

"Hayat boştur ama içine sıçınca dolar" sözünün devamı da şu olmalı bence: "Bok yiyin! Milyonlarca sinek yanılıyor olamaz!" Aslında belki de yaptığımız bu... başkalarının söylediklerini bazen içimizde tartmadan "doğru" şeklinde etiketliyoruz. Zor işler bunlar.